KÖRLÜK KİTAP İNCELEMESİ
- FİKİR EVRENİ

- 24 Tem 2025
- 1 dakikada okunur
Güncelleme tarihi: 13 Ağu 2025
José Saramago’nun Körlük romanı, sıradan bir distopyanın çok ötesine geçen, insana ve insanlığa dair karanlık ama son derece etkileyici bir alegori. Kitabı bitirdikten sonra zihninizde sadece olaylar değil, o olayların altında yatan anlamlar, sorgulamalar ve rahatsız edici gerçekler kalıyor. Saramago, görme yetisini yitiren bir toplumun çöküşünü anlatırken aslında bizim "görüyor" zannettiğimiz ama fark etmediğimiz körlükleri yüzümüze çarpıyor. Hikâye, ismi bilinmeyen bir adamın trafikte birdenbire kör olmasıyla başlıyor. Ardından bu “beyaz körlük” hızla yayılıyor ve hükümet, salgını durdurmak adına tüm körleri bir akıl hastanesine kapatıyor. Bu süreçte karakterlerin hiçbirine isim verilmemesi, onları bireysel kimliklerinden soyutlayarak insanlık durumuna odaklanmamızı sağlıyor. Yazarın noktasız, uzun cümleli anlatımı başta yorucu gelse de bir süre sonra bu stilin, kitabın içsel kaosuna çok uygun olduğunu fark ediyorsunuz. Kitabın en sarsıcı yönü, insanlar kör olduğunda sadece fiziksel olarak değil, ahlaken de çöktüklerini göstermesi. Körlük bir hastalık değil, bir yavaş yavaş çürüyüş gibi anlatılıyor. Toplumsal düzenin ne kadar kırılgan olduğunu, kanunların, ahlakın, vicdanın sadece görsel bir denetimin ürünü olabileceğini sorgulatıyor. İnsanlar görmeyi bırakınca, aslında hep var olan kötülükler de su yüzüne çıkıyor. Ancak umutsuzluk içinde bir ışık da var: Gözleri görmeye devam eden tek karakter, doktorun karısı. Onun gözünden gördüğümüz dünya, bir kurtuluş ihtimaliyle birlikte insanın içindeki merhameti, dayanışmayı da hatırlatıyor. Körlük, kolay hazmedilir bir kitap değil ama edebi olarak son derece güçlü, sarsıcı bir eser. Okuduktan sonra hem bireysel hem toplumsal olarak neyi gerçekten “görüp” görmediğimizi sorguluyorsunuz. Saramago, yalnızca bir felaket anlatmıyor; insanlığın en karanlık ama en gerçek yüzünü gösteriyor.
Yazan: Mehmet Karateke


Yorumlar